CNN Türk

Yazarlar

Gana - Batı Afrika / Bir Afrika günlüğü

Gana - Batı Afrika / Bir Afrika günlüğü

15.09.2010 Çarşamba 05:31

Afrika yolculukları her zaman heyecan uyandırır içimde. Gözünüzü kapatıp hayal dünyasına teslim ettiğinizde ruhunuzu, savanların uçsuz bucaksız dünyasında özgürce dolaşan yaban hayvanlarının gölgesi beliriverir hemen...

Akasya ağaçlarının mavi gökyüzüne uzandığı o farklı diyarlarda herşey başkalaşır. Sanki yabancı bir gezegene düşmüşsünüz de, kimse gelmeden göreceğiniz herşeyi görmeye çalışıyormuşsunuz gibi bir his uyanır içinizde. Afrika farklıdır. Bu topraklara bir kez ayak bastınız mı artık bir daha geri dönüş olmaz. Tüm benliğinizle bağlanırsınız killi toprakların diyarına. Müzik yüreğinizde çalmaya başlar, size uzanan dost elini geri çevirmeniz imkansızdır artık. Materyalist gerçeklerin üzerine kurduğumuz o kurgulanmış yaşamlar bir anda kıymetini yitirir.

Akasya ağaçlarının gölgesinde başlayan keşif merakı sarmalar sizi. Atılan her adım yeni dünyanın renkli pencererine ulaşır, her nefes yabanın çağrısı için doğar. Yeter ki bilinmeyenin o gizemli çağrısına kulak vermeye ikna edin kendinizi. Bir anda hayatınız değişir, bilinen tüm gerçekler başka gerçeklere dönüşür, savanın gücü ele geçirir ruhunuzu. Afrika tüm görkemiyle yanıbaşınızda beliriverir.

Yıllarca aynı tatillerin konforlu sığınağına mahkum ettik kendimizi. Ege'nin, Akdeniz'in o muhteşem kumsallarinda yeniye dair herşeyi unutup birbirinin benzeri tatillar yaptık. içimizdeki kaşifleri kimi zaman mecburiyetten , kimi zaman da alışkanlıktan hemen olduruverdik. Oysa dünya bir oyun bahçesi. Yeni olanı kesfettikce daha da eğlenceli bir oyun bahçesi.bu Keyiften mahrum ettik kendimizi.

Aynı sokaklarda yürüdük, aynı denizlerde kulaç attık. Aynı garson karşıladı bizi, her sene aynı balığı yedik. Macerayı çıkarıp attık hayatımızdan, ezberlenmiş bir konforun serin rüzgârında sallandık. Yolculukların bilinmezliğine açılan tedirginlik kapılarını mühürledik. Heyecan uçup giiti hayatımızdan. Farketmedik. Serüven kayboldu ruhumuzda, hissetmedik. Mutlu olduğumuzu sandık, uyanmadik...
  

 
Tarifi imkansız bir heyecan

Telefonun ucundaki ses yeni bir keşif diyarından söz ederken kararımı vermiştim bile. Batı Afrika ismini duyar duymaz bavuluma neler koyacağımı çoktan hesaplamıştım. Daha önce aklıma hiç gelmeyen bir ülkeye gitme şansını heba etmeme imkan yoktu. Üstelik THY'nin son yıllardaki büyüme stratejisi sayesinde Atlas okyanusunun kıyısındaki Gana'ya direkt uçacaktım. Ertesi gün havaalanında buluştuğumuzda herkesin içinde tarifi imkansız bir heyecan vardı. Afrika'nın batı ucundaki bu küçük ülkeye seyahat için bavul toplayanların aklındaki sorular birbirinden farklıydı. Kimi hastalık olup olmadığını merak ediyor, kimi yemekler yüzünden endişeleniyordu. Grubumuzda daha önce hiç Afrika'ya gitmemiş olanların derdi ise guvenlikti.

"Gece sokağa çıkmak tehlikeliymiş, acaba doğru mu?
"Evet bazı Afrika ülkelerinde silahlı gangsterler dolaşıyormuş"
'Yok canım. O kadar değil. Dünyanın her yerinde tehlikeli yerler vardır, abartmayalım"
"Biz yine de dikkati elde bırakmayalım..."

Köleliğin başladığı bu topraklarda hayat nasıl acaba?

Tüm bu konuşmalar kulağımda yankılanırken defalarca Afrika'ya giden ben sessiz bir tebessümle Batı Afrika'nin bu küçük ülkesini hayal etmeye çalışıyordum. İnsan bilmediği şeyden korkuyor. Korku yüzünden de hayatını monotonlugun güvenli duvarlarına hapsediyor. Benim için merak duygusu yaşam kaynağı oysa. Merak etmeden yaşayan yarım yaşar gibi gelir bana. Konuşmalar kalabalıklaşırken aklımda tek soru vardı. "İnsanlık ayıbı köleliğin başladığı bu topraklarda hayat nasıl acaba?.."
Pasaport işlemlerini yaptırıp kontrolden bir an önce geçtim. Atlas okyanusunun kıyıya vuran dev dalgalarının çağrısı içimde çığlığa dönüşmüştü bile. Kalabalık alanda insanlar siluetler halinde oradan oraya koşuşurken bir an gözlerimi kapatıp Afrika'yı düşündüm. Çılgın İstanbul trafiği akşam saatlerinde çok öfkelendirmisti, oysa şimdi su saatlerde Afrika'nın o fakir ama neşe dolu köylerinde çocuklar oynaşıyordu. O koca havaalanı bir yabancıya dönüştü gözümde, insanların uğultusu iyice azaldı. Kulaklarım okyanus sesinden başka bir sese izin vermiyordu artık.
Kafamın içinde bana türlü oyun oynayan düşüncelerle pencere kenarındaki derin koltuğa yayıldım. Soğuk bir su içip pencereye yaslandım. Bavullarin yüklenişini seyrederken gözümü açtığımda başka bir kıtada olacağımı düşünüp kendimi uykunun kucağına bırakıverdim...


Dünyanın ta öbür ucundayım

Müthiş filmler ve enfes yemeklerle geçen 8 saatlik yolculuğun sonunda Gana'nin başkenti Accra'ya nihayet indik. Uçak terminale doğru ilerlerken Afrika gökyüzünü süzüyor, alanın içinde görevini yapanları pür dikkat izliyordum. Gözüm bir an karşımda duran ekrana takıldı. İstanbul'dan kalkan uçağın katettigi mesafeyi gösteriyordu. Koca bir kıtayı geçmiştim. Birden ürperdim. Dudaklarımdan 'dünyanın ta öbür ucundayim' cümlesi dökülüverdi...

Otele ulaştığımızda gece yarisiydi. Gece karanlığına ve lobideki mahşerî kalabalığa rağmen oteli hemen sevdim. Batı Afrika'ya özgü sıcak dokunuşlarla dekore edilen otel sıcaklığıyla insani hemen sarıyor. İstanbul'da hayal ettiğim okyanus dalgalarının lobiye kadar uzanması ise benim içim muazzam bir sürpriz oldu. Suyun sesini takip ederek verandaya çıktığımda gördüğüm manzara karşısında adeta büyülendim. İnsan çok yer gezer, her yer kendince güzeldir ama insani bir anda çarpan manzaralar vardır ya işte onlar unutulmaz. Önümde uzayıp giden Atlas okyanusu, uçsuz bucaksız bir kumsal, kokonat ağaçlarının arasından beni selamlayan dolunay. Hayatımda hiç bu kadar aydınlık gece gördüğümü hatırlamıyorum. Odami bulup soğuk bir düş aldıktan sonra balkona çıktığımda aynı manzara beni bekliyordu. Bir an durdum. Hiçbirşey düşünmeden etrafı seyrettim bir süre. içimde yine aynı ses çığlık atıyor: "Ben Afrika'yim!"

Gana'nin başkenti Akra 2 milyonluk küçük bir şehir. Ertesi gün aldığım tür bu yüzden kısa sürdü ama bu Akra'nin ilginç bir başkent olmadığı anlamına gelmiyor. Herşeyden önce kentte nereye dönseniz Atlas Okyanusu insanın kucağına düşüyor. Modern binaların yanında gecekondular var. Fakirlik hemen hissediliyor ama Batı Afrika'nin en güvenli başkenti olduğu konusunda herkez ağız birliği içinde. Zaten insanlar o kadar güleryüzlü ve dost canlısı ki tedirginlik duymaya gerek kalmıyor. Sıcak havanın iyice keyfe burundurdugu iyi niyetli insanların arasında dolaşırken aklıma gelen son şey kötülük. Şehir merkezinin en önemli yeri Makola Çarşısı günün her saati kalabalık. Tam bir Afrika fotoğrafı var burada. Yüklerini basının üzerinde taşıyan çilekeş Afrika kadınları gülümseyerek birşeyler satmaya çalışıyor. Çocuklar yerlerde kendi masal dünyalarına dalıp gitmişken fotoğraflarını çekmeye çalışan turist gruplarını meraklı gözlerle inceliyor.

Yaşlılar sigaralarını keyifle tüttürüyor

Bir sokak köpeği nasıl olduysa kemik bulmuş , halinden ziyadesiyle memnun. Yaşlılar birer sandalye çekmiş hayatın akışını izlerken keyifle sigaralarini tutturuyor. Mahşerî bir kalabalık var burada ama ruhum vahşi yorgunluğun pençesinden çok uzakta. Bir masal diyarininkapi bekcisiyim sanki. Daha değişik olanı ararken gözlerim, uzaklardan gelen müzik seslerine teslim oluyor kulaklarım. Bu kadar fakir insanların arasında neden herkesi zengin görüyorum ben? Elimi tutmak için uzaklardan nefes nefese koşarak yanıma gelen çocukları içimdeki varlığını bile unuttuğum müthiş bir şefkatle bağrıma basıyorum.

Mutluyum burada. Gözlerimi çevirip ufuklara uzanıyorum. Afrika o kalabalığın ortasında yine buyuyuor içimde. Derken bir cenaze evine geliyoruz. Herkes mutlu. Tabaklarda yemekler havalarda sahibine ulaşırken dansedenler sarıyor etrafımı. Tuhaf bir an. Cenaze çıkmış bu evden Neden böyle dansedip , şarkılar söyleniyor? Yanıtı o yaşlı, eli boyalı, bilge yüzlü teyze veriyor.
"94 yaşına kadar yaşadı. Uzun ömrünü kutluyoruz!"

Ölüm hayatın bir parçası onlara göre ve her doğal şey gibi o da gülümseyerek karşılanıyor. Cenazeden sonra tüm köye yemek dağıtılıyor. Ölen kişinin sevdiği yiyecek ve içecekler ikram ediliyor. Ölüme olan bu bakışları el santlarina da yansımış. Bir tabutları var ki apayrı bir hikaye. Tabutlar bazen bir şişe veya ayakkabı ya da bir yengeç şeklinde olabiliyor. Müthiş bir boyama tekniğiyle sanat eseri gibi duruyor her biri. Gana'ya yolu düşenlerin bir cenazeyi mutlaka görmesi lazım, hayata karşı bakış acısını değiştirecek kadar önemli bir deneyim. Ya da ben öyle hissettim.

Verdim bende dansın ritmine kendimi. Dakikalarca Afrikalı dostlarla dans ettim. Hayatı kutlamak için, arkasında mutlu kalabalıkla bu dünyayı terkeden Akrali amca için.
Akra'da Ulusal Müze mutlaka görülmeli. Gana kültürüne ait ne varsa bu müzede. Köleliğin tarihi ile ilgili insani sarsan gerçekler burada anlatılıyor. El sanatları Gana'da çok gelişmiş. Birçok Afrika ülkesine gittim ama buradaki kadar iyi el isciligini hiçbiryerde görmedim. Sokak satıcılarından çok iyi işlenmiş el ürünlerini alabilirsiniz ama asıl Sanat Merkezi'ne gidin derim ben. Unutulmaz el işçiliği var. Yağlıboya tablodan tütün da, bronz heykellere kadar herşey müthiş bir zerafetle yapılmış. Bunların yapanların hiçbiri belki hayatında okula bile gitmemiş ama insan dehasının ete kemiğe büründüğü yer okul değil ki. Alın terinin kendisi. Fiyatlar biraz pahalı olsa da el emeğinin fiyatı olamaz bana göre. Pazarlık bile yapmaya utandım. Sanatçısına saygısızlık gibi geldi bana.



Toplam 47 yerel dil!

Kentin en güzel tarafı her tarafının sahillerle dolu olması. Labadi, Coco ve Bojo sahilleri el değmemiş güzellikleri ile şiirden bir dünyanın pencereleri gibi. Bu sahiller sayesinde gün boyunca cennetteymis hissi yaşıyor insan.Bir yandan da tatlı tatlı okyanus rüzgârı sokuluveriyor ansızın. Garip bir ürpertiyle gökyüzüne uzanıyor gözlerim. Gökyüzünün mavisini seyretmek ne kadar güzelse kara gözlerle buluşmak da bir o kadar güzel. Şeker istiyor o gözler hep... Alışmışlar. Benim gökyüzüne uzanan kafama aldimadan şekerlerini istiyorlar. Maviyle siyahın o enfes buluşması gerçekleşiyor o an. Bana merakla bakan o kara gözlerin elleri şekerle dolunca aramızda sevgi ilişkisi doğuyor bu kez. Bir dakika, bir saniye ya da bir anlığına...
Gana'da toplam 47 yerel dil var. İngilizce yerel dil ve eğitim dili de İngilizce.
 
Ashanti'ler en kalabalık kabilesi. Batı Afrika'daki nadir anaerkil kabilelerden. Çocuklar annenin soyadını alıyor çünkü bir çocuğum babasının kim olduğu her zaman belli değil ama anne kesinlikle belli. Kadın kocasının ailesinden hiçbir mülkten hak iddia edemiyor bunun sebebi mülkün zaten kocasının annesine ait olması. Ganalilar için toplumsal değerler çok önemli, yaşlılara büyük bir saygı var. Herkes toplumda saygılı ve ağırbaşlı davranmak zorunda. Zaten bu gittiğimiz her yerde belirgin. Kimse rahatsız etmiyor, sokak satıcıları cekistirmiyor. istemediğimizi söyleyince sessizce uzaklaşıyorlar. Güleryüzlü ve kibarlar. Sessizlik Gana'da bir iletişim aracı. Bir soru karşısında rahatsız hisseden biri cevap vermeyip sessiz kalmayı tercih ediyor çünkü karşısındakinin kalbini kırmak istemiyor.

Eski kulelerle dolu

Gana'nin Atlantik sahili, Avrupalı istilacıların inşa ettiği eski kulelerle dolu. Bu kuleler ilk başta ihraç mallarını depolamak için kullanılıyormuş. Sonra köle ticareti başlayınca çoğu zindana çevrilmiş. Cape Coast sahil kulesi çok etkileyici. Buraya çok yakın bir kale var. Adı El Mina kalesi. Kale sakin bir balıkçı kasabasında. Görünürde herşey insan gözünü cömertçe doyuracak kadar güzel. Sahil boyunca balıkçılar, el yapımı renkli kayıklar, kumsalda neşeyle top oynayan çocuklar, kalabalık pazar yerleri... Beyaz duvarlarıyla karşıdan dikkatimi çeken bu kalenin karanlık bir hikayesi var. St. George Kalesi 1400'lerde Portekizlilerin inşa ettiği muazzam bir yapı. Önce ticaret için kullanılmış ama sonra kölelik başlayınca zindan olarak kullanılmış. Yapının kapısından içeri girerken bir an tereddüt ettim.
Boyunlarindan, ayaklarından zincirlerle bağlanan insan çığlıklarını duydum sanki. insanın insana eziyetinin derin kokusu yayılmış etrafa. Koridorları aşıp zindanlara ilerlerken zaman tünelinden geçer gibiydim. Bir zindanın içine girdim. Elimi sıcaktan nemlenmis, küflü duvara sürdüğüm ani nefes aldığım sürece unutamayacağım. Kana bulanmış bir tarihin tanığıydı dokunduğum o soğuk duvar. Vicdanımın sizladigini hissettim. O karanlık dehlizlerden koşar adımlarla aydınlığa çıkınca derin bir nefes alıp etrafı seyrettim bir süre. Aşağıda atalarının can verdiği duvarların yanıbaşında futbol oynayan neşe dolu çocukların kahkahalarını dinledim. Yüzümü yakan Afrika güneşi yaşadığım o anla tam bir tezat oluşturuyordu. Merdivenlerden çıkıp manzaranın güzelliğini seyrettim bir süre. Özgürlük bambaşka bir anlam kazanıyor o an.

Afrika yeşili sever. Toprak comerttir. Doyumsuz duygular yaşatır insana. Kakum Ulusal Parkı Gana'nin güneyinde tropikal bir yağmur ormanı. Orman filleri ve bizonlari ile 40 tür memeli burada yaşıyor.Yerden 30 metre yüksekte yapılan doğal ahşap köprüleri geçerken yüzlerce tür kuşun şarkıları eşliğinde unutulmaz bir gün geçirdim. Yaklaşık 400 metre uzunluğundaki köprüleri keçi gibi tırmanırken aşağıya bakmayı aklınıza bile getirmeyin. Yaban yaşamın güzelliğini görmek isteyenler için bu parka harika bir yer. Üstelik gecelemek isteyenlere kamp yerleri var. Fiyatları çok ucuz. Mole Ulusal Parkı da farklı hayvan türleri ile mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden biri. Öğrendiğime göre leoparlarin yanın da aslanlar da parka yeni yerleştirilmiş. Kaçak avcılık yüzünden nesilleri tehlikede ya şimdi bu yöntemi uyguluyorlar.


Deniz mükemmel

Bu ülkede deniz mükemmel. Kilometrelerce uzanan bakır kumsallarda birkaç turistten başka kimse yok. Ben kaldığım Labadi Beach Resort'da tertemiz kumsalın tadını iyi çıkardım. Atlantik okyanusunun dev dalgaları ile saatlerce oynamak müthiş keyifliydi. Özellikle başken akra'nin 30 kilometre dışındaki Kokborite sahilleri görmeye değer. Yeşil doğa masmavi bir denizle buluşuyor ve sanayi olmadığı için de hala temiz, hala bakır. Usta baterist Tettey Addy'nin kurduğu Afrika Müzik ve Sanat Akademisi de burada.

Afrika zor bir kıta. İnsanın aklının alamayacağı kadar acıtıcı bir yoksulluk var. Perişan yaşamların, yaşama sıkı sıkıya tutunan çocukların toprakları. Onu vahşice somurenler beyz kolalı carsaflarinda, mutluluk iksiriyle tutsulenmis odalarında rahat uyurken onlar bir dilim ekmeğe muhtaç. Olsun . Yaşıyorlar. Gülen gözleri ile yaşadığımız dünyaya renk katıyorlar. Afrika olmadan bir yaşam dusunemem artık. O çocukların elini tutmadan gulemem. Muhteşem doğasıyla, yaban hayatıyla, danseden kadınlarıyla, heryerden daha sarı güneşiyle, atlas göğüyle... Bir bebek kadar masum, bir yasemin kadar narin. Gidin tanışın onunla. Yaşam boyu sürecek aşkın ilk adımlarını atın!